top of page

Kadim Şiirin Çağdaş Sesi: Sinan Alataş - HERCAİ

25 Ağu
2 dakikada okunur

Şiirin bazı dönemlerinde biçim öne çıkar, bazı dönemlerinde imge; bazen sözcüğün yeniliği, bazen dilin sınırlarını zorlamak belirleyici olur. Fakat bütün bu değişimlerin gerisinde şiirin en eski kaynağı varlığını korur: insanın kendisini anlatma ihtiyacı.

Sinan Alataş’ın Hercai’si tam da bu kaynağa dönüyor. Alataş’ın şiir dünyasına girildiğinde ilk dikkati çeken unsur, şiirin okurla arasına mesafe koymamasıdır. Şair; aşkı, ayrılığı, yalnızlığı, anneyi, evladı, ölümü, inancı, vicdanı, insanın yozlaşmasını ve hayata tutunma arzusunu aynı dünyanın parçaları olarak ele alır. Böylece Hercai, tek bir duygunun çevresinde kurulmuş bir şiir kitabından ziyade insanın farklı hâllerini kayda geçiren geniş bir duygu atlasına dönüşür. Türk şiirinin yüzyıllardır taşıdığı yâr, gönül, maşuk, vuslat, derman, divane, geda gibi kelimeler onun dünyasında yalnızca geçmişten devralınmış sözcükler değildir. Bunlar modern insanın kırgınlığını, arayışını ve manevi yalnızlığını anlatmak için yeniden dolaşıma girer. Bu nedenle Alataş’ın şiiri klasik şiirin doğrudan devamı olmaktan çok, kadim şiir hafızasının çağdaş insanın duygularıyla buluştuğu bir alan olarak okunabilir.

Üstelik şair kendisini belirli kalıpların içine yerleştirme konusunda oldukça mesafelidir. Hercai’nin ön sözünde yazdıklarını, edebî kural ve kalıpların sınırlarına bağlı kalmadan duyguların özgürce ifade edilmesi olarak tanımlar. Hatta şiir ve şair iddiasını geri plana çekerek asıl meselesinin “samimi mana”ya ulaşmak olduğunu açıkça belirtir. Bu yaklaşım, onun poetikasının merkezindeki kavramı da belirler: samimiyet. Bu samimiyet zaman zaman bir yakarışa, zaman zaman iç hesaplaşmaya, kimi şiirlerdeyse açık bir toplumsal itiraza dönüşür. Alataş yalnızca kendi yarasına bakmaz; vicdanını kaybetmiş insanı, yozlaşmayı, çıkar ilişkilerini ve kötülük karşısındaki sessizliği de şiirinin meselesi hâline getirir. Dolayısıyla onun şiirindeki “ben”, sürekli kendi içine kapanan bir ben değildir. Kendisinden hareket ederek insana, toplumdan hareket ederek yeniden vicdana ulaşmaya çalışan bir sestir.

Bu nedenle Hercai boyunca karamsarlık ile umut yan yana yürür. Kırgınlık vardır fakat bütünüyle vazgeçiş yoktur. Yalnızlık vardır fakat insan arayışı sürer. Ölüm düşüncesi vardır fakat hayatın anlamına yönelik soru da onunla birlikte büyür. Daha önce Alataş’ın şiiri üzerine yapılan değerlendirmelerde sitem ile sevgi, karamsarlık ile umut ve insan ile evren arasındaki bu gelgitlerin özellikle fark edilmesi tesadüf değildir. Belki de Hercai adının kitaba en çok yakıştığı nokta burasıdır. Çünkü karşımızda tek renkte kalmayı reddeden bir ruh vardır. Seven, kırılan, öfkelenen, sorgulayan, dua eden, özleyen ve yeniden umut eden bir insan…

Sinan Alataş’ın şiirindeki kuvvet de burada belirginleşir: şiiri yalnızca estetik bir söz kurma alanı değil, insanın kendisiyle ve dünyayla hesaplaşmasının dili olarak görmesinde.

Şair, ön sözünde okurun kitabın içerisinde kendisine ait bir duyguya rastlayıp “Bu bana konuşuyor” ya da “Bu beni konuşuyor” diyebilmesini umduğunu söyler. Aslında Hercai’nin okurla kurduğu ilişkinin özeti de budur. Şiir, şairin kişisel dünyasından çıkar; başka insanların hatıralarına, kayıplarına ve kırgınlıklarına dokunabildiği ölçüde çoğalır.

Bugünün şiirinde yeni olanı aramak kadar, kaybolmakta olan bazı sesleri korumak da değerlidir. Sinan Alataş, geleneksel Türk şiirinin gönül ve mana dünyasından beslenirken bunu kendi hayat tecrübesi, çağının sorunları ve serbest söyleyişiyle bir araya getiriyor.

Bu nedenle onu tek bir şiir anlayışının sınırlarına hapsetmek yerine şöyle tanımlamak daha doğru görünüyor:

Sinan Alataş, kadim şiirin gönül dilini bugünün insanına taşıyan çağdaş bir. Hercai, bu sesin yalnızca şiire değil, insana ulaşma arayışının adı.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page