top of page

Kalem Sustuğunda Değil, Yazmaya Devam Ettiğinde Tarih Yazıldı Markopaşa'nın Yayıncılık Serüveni (1946–1950)

25 Tem
2 dakikada okunur

25 Kasım 1946'da yayımlanan dört sayfalık bir mizah gazetesi, yalnızca dönemin siyasetini eleştirmek için değil, Türkiye'de bağımsız yayıncılığın sınırlarını zorlamak için de doğdu. Adı Markopaşa idi. Kurucuları ise Türk edebiyatının üç önemli ismi: Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve daha sonra kadroya katılan Rıfat Ilgaz. Karikatürleri Mustafa Uykusuz çiziyor, gazete ise mizahı yalnızca güldürmek için değil, iktidarı sorgulamak için kullanıyordu.


Markopaşa'nın ortaya çıktığı dönem, Türkiye'nin çok partili yaşama yeni geçtiği yıllardı. Basında görece bir serbestleşme havası oluşmuştu; ancak muhalif seslere yönelik tahammül hâlâ oldukça sınırlıydı. Gazete tam da bu atmosferde yayımlanmaya başladı ve kısa sürede alışılmış mizah anlayışının dışına çıktı. Hükûmeti, bürokrasiyi, ekonomik sorunları ve dönemin siyasal uygulamalarını sert ama zekice bir dille eleştiriyordu.


İlk sayı yalnızca 6 bin adet basıldı. Fakat okurun ilgisi beklenmedik ölçüde büyüktü. Birkaç hafta içinde tiraj on binleri aştı; altıncı sayıya gelindiğinde yaklaşık 70 bin satışa ulaştı. O yıllarda birçok ulusal gazetenin bile bu rakamlara ulaşamadığı düşünüldüğünde, Markopaşa yalnızca başarılı bir yayın değil, gerçek bir yayıncılık olayı hâline gelmişti.


Ancak bu başarı aynı zamanda baskıyı da beraberinde getirdi.


Daha ilk sayılarında gazetenin dağıtımı engellenmeye çalışıldı. Bayiler gazeteyi satmaktan çekindi, matbaalar baskı yapmamaları yönünde baskı gördü. Hakkında peş peşe davalar açıldı; sayıları toplatıldı, yazarları gözaltına alındı ve tutuklandı. Bir süre sonra Markopaşa'yı basacak matbaa bulmak bile neredeyse imkânsız hâle geldi. Sabahattin Ali bu durumu şu sözlerle özetliyordu:


"Hiçbir matbaa Markopaşa'yı basmıyor."


Bu cümle, dönemin basın özgürlüğünü anlatan en güçlü tanıklıklardan biri olarak hafızalara kazındı.


Gazete kapatıldığında ise ekip pes etmedi.


Bu kez aynı kadro, farklı isimlerle yeniden yayımlanmaya başladı. Merhum Paşa, ardından Malûm Paşa, daha sonra Alibaba (Kırk Haramilere Karşı Alibaba)… İsimler değişiyor, fakat yazıların dili ve eleştirel tavrı değişmiyordu. Her yeni kapatma kararı, başka bir isim altında yeni bir gazetenin doğmasına yol açıyordu. Yayıncılık tarihinde ender görülen bu direnç, sansür karşısında yaratıcı bir mücadele biçimi olarak dikkat çekti.


Baskılar yalnızca devletle sınırlı değildi. Gazetenin imtiyaz hakkı üzerinden de ciddi anlaşmazlıklar yaşandı. Bir dönem gazete içinde çalışan Orhan Erkip'in imtiyazı devralarak Markopaşa'yı kurucularının çizgisinden uzaklaştırması, Türk basın tarihinin en dikkat çekici mülkiyet mücadelelerinden birine dönüştü. Bu olay, yayıncılıkta yalnızca fikirlerin değil, yayın hakkının da ne kadar belirleyici olduğunu gösterdi.


Markopaşa'nın hikâyesi yalnızca bir gazetenin hikâyesi değildir. Aynı zamanda Sabahattin Ali'nin yaşamındaki son dönemin de ayrılmaz bir parçasıdır. Yazıları nedeniyle ardı ardına davalarla karşılaşması, hapis cezaları alması ve sürekli baskı altında yaşaması, onun hayatının giderek daralan çemberini oluşturdu. 1948'de öldürülmesi, Markopaşa'nın simgelediği bağımsız yayıncılık mücadelesini daha da tarihsel bir anlamla yükledi.


Bugün Markopaşa'ya yalnızca bir mizah gazetesi olarak bakmak eksik olur. O, Türkiye'de bağımsız yayıncılığın bedelini, basın özgürlüğünün sınırlarını ve bir yayının yalnızca kâğıttan ibaret olmadığını gösteren en önemli örneklerden biridir.


Çünkü Markopaşa'nın en büyük başarısı, on binlerce satması değildi.


Defalarca susturulmasına rağmen, her seferinde başka bir isimle yeniden konuşmayı başarmasıydı. Bu nedenle Markopaşa, Türk yayıncılık tarihinde yalnızca bir gazete değil; sansüre karşı direnen kalemin simgesi olarak yaşamaya devam etmektedir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page