Depremi Korkutmadan Anlatmak

"Bu kitap, Türkiye gibi deprem kuşağında bulunan ülkelerde afet eğitimini okul öncesi düzeye indirerek hem çocuklara hem de ailelere farkındalık kazandırmayı hedeflemektedir. Kişisel bir kaybın ardından umutla yazılan bu eser, aynı zamanda iyileşmenin ve toplumsal bilincin bir örneği olma dileğiyle hazırlanmıştır."
Deprem, doğanın kaçınılmaz gerçeğidir. Fakat geride bıraktığı yıkımın büyüklüğünü belirleyen çoğu zaman doğa değil, insandır. Eksik denetimler, göz yumulan kusurlar ve ihmal edilen sorumluluklar... Rıza Bey Apartmanı'nda yarım kalan hayatlar, bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Vera ve Lena'nın hikâyesi de yalnızca bir depremin değil, önlenebilir kayıpların hikâyesidir.
30 Ekim 2020'de İzmir'i sarsan deprem, Türkiye'nin yakın hafızasında derin izler bıraktı. Ancak o gün yaşanan acının büyüklüğü yalnızca depremin şiddetiyle açıklanamazdı. Bayraklı'daki Rıza Bey Apartmanı'nın yıkılması, yıllardır konuşulan yapı güvenliği, denetim ve sorumluluk tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Enkaz altında yaşamını yitirenler arasında iki küçük kız kardeş de vardı: Vera ve Lena.
Yıllar sonra anneleri Nilay Yücel, yaşadığı tarifsiz acıyı yalnızca bir anıya dönüştürmek yerine, başka çocukların hayatına dokunacak bir hikâyeye dönüştürmeyi seçti. Ortaya çıkan Vera ve Lena: Doğada Neler Oluyor?, bu yönüyle yalnızca bir çocuk kitabı değil; kişisel bir yasın toplumsal bir bilinç çağrısına dönüşmesinin de örneği.
Kitap, okuru depremle değil, doğayla karşılıyor. Dağların eteklerinde yaşayan Vera ile Lena, bahçelerinde dört yapraklı yonca ararken sıradan bir çocukluk gününün neşesini paylaşıyorlar. Hikâye özellikle bu sakin atmosferle başlıyor; çünkü yazar, çocuklara önce doğayı sevdiriyor, ardından doğanın bir gerçeğini anlatıyor.
Yer hafifçe sallandığında küçük Lena'nın ilk tepkisi korku oluyor. "Abla, ne oluyor?" diye soruyor. Vera ise paniklemek yerine kardeşinin elini tutuyor ve "Korkma Lena'cığım, bu bir deprem." diyerek açıklamaya başlıyor. Hikâyenin en güçlü yanı da tam burada ortaya çıkıyor. Deprem, korkutucu bir felaket olarak değil; anlaşılması gereken doğal bir olay olarak anlatılıyor.
Vera'nın kullandığı dil, çocukların dünyasına son derece uygun. Depremi yağmur, gök gürültüsü ve şimşek gibi doğanın bir parçası olarak açıklıyor. Ardından yer kabuğunu oluşturan levhaları basit benzetmelerle anlatıyor. Böylece çocuk okur, teknik bilgilerle boğulmuyor; hikâyenin doğal akışı içinde öğreniyor.
Kitabın en dikkat çekici bölümü ise Lena'nın "Peki ya çok sallanırsa ne yapacağız?" sorusuyla başlıyor. Vera'nın cevabı, kitabın bütün yaklaşımını özetliyor: "Korkmayacağız, sadece ne yapacağımızı bileceğiz." Ardından sağlam bir masanın altına girerek başı korumak gibi temel güvenlik davranışlarını sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Çocuklara korkuyu değil, hazırlıklı olmayı öğretiyor.
Hikâyenin sonunda iki kardeş oyunlarına kaldıkları yerden devam ediyor. Lena artık yerin sallanmasını eskisi kadar korkutucu bulmuyor. Çünkü depremi tanıyor. Kitap da tam bu noktada amacına ulaşıyor. Depremi çocuklardan saklamıyor, onları depremle korkutmuyor da. Bilginin, korkunun yerini alabileceğini gösteriyor.
Bugün Türkiye'nin en önemli gerçeklerinden biri depremdir. Bu gerçekle yaşamak zorundayız; ancak çocukları korkuyla değil, doğru bilgiyle yetiştirmek de aynı ölçüde önemlidir. Vera ve Lena: Doğada Neler Oluyor?, afet eğitimini okul öncesi yaş grubuna uygun bir dille taşıyarak hem çocuklara hem ailelere ulaşmayı hedefliyor. Bu yönüyle yalnızca bir hikâye anlatmıyor; toplumsal farkındalığa da katkı sunuyor.
Belki de bazı hikâyeler son sayfada bitmez. Vera ve Lena'nın hikâyesi de onlardan biri. Bugün artık yalnızca bir annenin anılarında değil, bu kitabın sayfalarında da yaşamaya devam ediyorlar. Her yeni okurla yeni arkadaşlar ediniyor, misafir oldukları her evde çocuklarla birlikte doğayı keşfediyor, depremi korkunun değil bilginin diliyle anlatıyorlar. Vera ve Lena, bundan sonra da arkadaşlarına depremi anlatmaya, onlara misafir olmaya ve çocukların dünyasında umut bırakmaya devam edecek.
.png)



Yorumlar