top of page
Arkhe Yard ım Merkezi
Sıkça Sorulan Sorular
İddia ve Gerçek
Yayıncılık Sürecinde Sorular ve Cevaplar
Yazar Adaylarının En Çok Sorduğu Sorular
Genel
“Biz tüm yayın sürecini üstleniyoruz. Sizden yalnızca ISBN ve bandrol ücreti talep ediyoruz.”Gerçek:ISBN, Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınevlerine ücretsiz olarak tahsis edilir. Bandrol ise bir kitabın toplam üretim maliyeti içerisinde oldukça düşük bir kalemdir ve birim maliyeti birkaç kuruş seviyesindedir.Bu nedenle editörlük, redaksiyon, kapak tasarımı, mizanpaj, baskı, dağıtım ve tanıtım gibi onlarca farklı hizmetin yalnızca “ISBN ve bandrol ücreti” ile finanse edildiğini söylemek gerçeği tam olarak yansıtmaz.Bir yayınevinin üretim maliyetleri elbette vardır. Ancak önemli olan, bu maliyetlerin hangi hizmetleri kapsadığının yazara açık ve şeffaf biçimde anlatılmasıdır.Yazarların şu soruyu sorması gerekir:“Ödediğim ücret tam olarak hangi hizmetlerin karşılığı?”Çünkü güvenilir yayıncılık, maliyetleri farklı isimler altında sunmak değil; sürecin tamamını şeffaf bir şekilde açıklamaktır.
“Kitaplarınızı film ve dizi projeleri için değerlendiriyoruz. Eserlerinizi senaryolaştırıyor, yapım şirketleriyle buluşturuyoruz.”Gerçek:Bir kitabın film veya diziye uyarlanması elbette mümkündür. Ancak bu süreç, yalnızca bir yayınevinin isteğiyle gerçekleşmez. Yapım şirketlerinin ilgisi, eserin potansiyeli, hak devir süreçleri, senaryo geliştirme çalışmaları ve birçok farklı unsur bu sürecin parçasıdır.Bu nedenle böyle bir vaatle karşılaşan yazarların şu soruları sorması önemlidir:* Daha önce hangi eserleriniz film veya diziye uyarlandı?* Bu projelerde yayınevinizin somut katkısı ne oldu?* Senaryolaştırma sürecini kim yürüttü?* Hangi yapım şirketleriyle çalışıldı?* Tamamlanmış ve kamuoyuyla paylaşılmış örnekleriniz var mı?Eğer bu soruların somut cevapları ve doğrulanabilir örnekleri bulunmuyorsa, bu tür ifadelerin bir vaat mi yoksa gerçekleşmiş bir başarı mı olduğunu dikkatle değerlendirmek gerekir.Yayıncılıkta güven, geleceğe yönelik büyük sözlerden değil; geçmişte gerçekleştirilmiş ve doğrulanabilir çalışmalardan oluşur. Bir yayınevinin en güçlü referansı, “yapacağız” dedikleri değil, gerçekten gerçekleştirdikleri projelerdir.
“Kitabınız belirli bir satış adedine ulaştığında raflara çıkacaktır. Örneğin 500 ya da 1.000 satıştan sonra kitabınızı tüm kitapçılarda görebileceksiniz.”Gerçek:Bir kitabın fiziksel mağaza raflarında yer alması yalnızca belirli bir satış adedine ulaşmasına bağlı değildir.Raf kararları; dağıtım şirketleri, zincir mağazaların satın alma ekipleri, mağazaların raf kapasitesi, bölgesel satış verileri, kategori planlamaları ve ticari beklentiler gibi birçok farklı unsur dikkate alınarak verilir.Dolayısıyla, “X adet satarsanız kesin raflarda olacaksınız.” şeklindeki ifadeler yayıncılık süreçlerini olduğundan daha basit gösterir.Böyle bir vaatle karşılaşan yazarların şu soruları sorması gerekir:* Bu satış adedine ulaşan bütün kitaplarınız gerçekten raflara girdi mi?* Hangi mağazalarda ve hangi kapsamda yer aldı?* Bu süreç nasıl işledi ve bunun somut örnekleri nelerdir?Yayıncılıkta hiçbir yayınevi, yalnızca belirli bir satış rakamına ulaşıldığı için bir kitabın tüm mağazalarda raflara yerleşeceğini garanti edemez. Çünkü bu karar, yayınevinin tek başına verebildiği bir karar değildir.Gerçekçi yayıncılık, ulaşılamayacak hedefler vaat etmek değil; raf süreçlerinin nasıl işlediğini yazara açık ve şeffaf şekilde anlatmaktır.
“Biz kitaplarınızın satması için çok güçlü reklam çalışmaları yapıyoruz. Reklam desteğimiz sayesinde kitabınız geniş kitlelere ulaşacak.”Gerçek:Reklam, bir kitabın görünürlüğünü artırabilir; ancak satışını garanti edemez.Hiçbir yayınevi, hiçbir reklam ajansı ve hiçbir pazarlama uzmanı bir reklam kampanyasının kesin olarak satışa dönüşeceğini garanti edemez. Çünkü kitap satışını belirleyen tek unsur reklam değildir. Kitabın konusu, hedef kitlesi, okur ilgisi, yazarın görünürlüğü, fiyatı, zamanlaması ve okurun satın alma kararı gibi birçok değişken bu süreci etkiler.Bu nedenle “çok reklam yapıyoruz” ifadesi tek başına bir başarı göstergesi değildir.Yazarların şu soruları sorması gerekir:* Reklam hangi platformlarda yapılacak?* Reklamın kapsamı nedir?* Daha önce benzer kampanyalar hangi sonuçları verdi?* Reklam raporları yazarla paylaşılacak mı?Çünkü reklam bir faaliyettir, sonuç değildir.Ne yazık ki bazı yayın süreçlerinde, başlangıçta yüksek beklentiler oluşturulurken reklamın satışları garanti edeceği algısı oluşabiliyor. Süreç sonunda beklenen satış rakamlarına ulaşılamadığında ise, “Reklam yapıldı ama kitap ilgi görmedi.” denilerek başarısızlığın yükü büyük ölçüde yazara bırakılabiliyor.Oysa sağlıklı bir yayıncılık anlayışı, reklamı bir vaat olarak değil, kitabın görünürlüğünü artırmaya yönelik bir destek olarak görür. Reklam önemlidir; ancak hiçbir zaman satış garantisinin yerine geçmez.Yazarın da yayınevinin de sürece gerçekçi beklentilerle başlaması, hayal kırıklıklarını önleyen en önemli unsurdur.
İddia:“Sizden hiçbir yayın ücreti talep etmiyoruz. Kitabınızı ücretsiz yayımlıyoruz. Ancak belirlenen süre içerisinde kitap, sözleşmede yer alan satış hedefine ulaşamazsa kalan kitapları belirlenen bedel üzerinden satın almanız gerekiyor.”Gerçek:İlk bakışta bu model, yazardan yayın ücreti alınmadığı için oldukça cazip görünebilir. Ancak yazarın asıl dikkat etmesi gereken nokta, sözleşmenin ilerleyen aşamalarında doğabilecek yükümlülüklerdir.Satış hedefinin gerçekçi olup olmadığı, bu hedefe ulaşılamaması durumunda yazarın ne kadar ödeme yapmak zorunda kalacağı ve bu risklerin sözleşmede nasıl düzenlendiği mutlaka incelenmelidir.Biz de geçmişte bu modeli değerlendirdik ve uygulanabilirliğini anlamaya çalıştık. Ancak süreç sonunda önemli bir sonuca ulaştık.Bu sistem, yayın ücretini başlangıçta ortadan kaldırıyor gibi görünse de, satış baskısını doğrudan yazarın üzerine bırakabiliyor. Yazar, kitabını yazmanın heyecanını yaşamak yerine, sözleşmede belirlenen satış hedefini tutturma kaygısıyla hareket etmeye başlayabiliyor.Daha da önemlisi, satış hedefi gerçekleşmediğinde yazar, başlangıçta ödemediği yayın bedelinden çok daha yüksek mali yükümlülüklerle karşılaşabilir. Böylece “ücretsiz yayıncılık” olarak başlayan süreç, beklenmedik bir ekonomik sorumluluğa dönüşebilir.Biz, Arkhe Yayınları olarak bu modelin yayıncı ile yazarı aynı hedef etrafında buluşturmak yerine, zamanla iki taraf arasında bir baskı unsuru oluşturabileceğini düşündük. Bu nedenle kendi yayıncılık anlayışımız içerisinde bu sistemi tercih etmedik.Yazarın bir sözleşmeyi değerlendirirken kendisine şu soruları sorması gerekir:* Satış hedefi gerçekçi mi?* Bu hedefe ulaşılamazsa benim yükümlülüğüm ne olacak?* Ücretsiz başlayan süreç, ileride bana ne kadara mal olabilir?Çünkü bir sözleşmenin en önemli kısmı, işler yolunda gittiğinde değil; beklenildiği gibi gitmediğinde tarafları nasıl koruduğudur.
İddia:“Bizim kendi matbaamız var.”Gerçek:Bu ifade ilk bakışta önemli bir avantaj gibi görünse de, bir yazarın en dikkatli değerlendirmesi gereken söylemlerden biridir.Çünkü matbaacılık ile yayıncılık aynı faaliyet değildir.Matbaacılık; kitabın baskısını gerçekleştirir. Yayıncılık ise kurul değerlendirmesinden editörlüğe, redaksiyondan kapak tasarımına, mizanpajdan dağıtıma, telif yönetiminden yazar iletişimine kadar birbirinden farklı uzmanlık alanlarını kapsayan çok daha geniş bir süreçtir.Bazı işletmeler yıllardır matbaacılık faaliyeti yürütürken zaman içerisinde buna yayıncılığı da eklemiş olabilir. Elbette bu mümkündür. Ancak burada asıl soru şudur:Matbaacılık deneyimi, gerçekten güçlü bir yayıncılık deneyimine dönüşmüş mü?Çünkü matbaacılık merkezli düşünen bir yapı, çoğu zaman süreci teknik üretim olarak görür. Dosya hazırlanır, baskıya gönderilir ve kitap teslim edilir.Oysa gerçek yayıncılık bunun çok ötesindedir.Yazarın metniyle ilgilenmek, eksiklerini görmek, editöryal katkı sunmak, yayın stratejisi oluşturmak, doğru dağıtım planını yapmak ve yazarla uzun soluklu bir ilişki kurmak; yayıncılığın asıl değerini oluşturan unsurlardır.Bu nedenle bir yayınevini değerlendirirken yalnızca “Kendi matbaamız var.” cümlesinden etkilenmek doğru bir yaklaşım değildir.Asıl sorulması gereken soru şudur:“Bugüne kadar kaç yazar yetiştirdiniz?”Çünkü iyi bir matbaa kaliteli kitap basabilir.İyi bir yayınevi ise kaliteli yazarlar yetiştirir ve nitelikli bir yayın süreci yönetir.Bu yüzden bizce matbaa sahibi olmak bir yayınevi için tek başına bir üstünlük değil, yalnızca teknik bir imkândır. Bir yayınevini değerli yapan şey ise sahip olduğu makineler değil, yazara kattığı editöryal, kültürel ve mesleki değerdir.
İddia:”%50 telif vermek mümkün değil. Güvence bedelini de geri ödemezler. Biz yıllardır bu sektörün içindeyiz, bunlar gerçekçi vaatler değil.”Gerçek:Yayıncılıkta bir uygulamanın mümkün olup olmadığını belirleyen şey, o uygulama hakkında söylenenler değil; gerçekten uygulanıp uygulanmadığıdır.Bu nedenle bir yayınevinin vaatlerini değerlendirirken en doğru yöntem, doğrudan o yayıneviyle çalışmış yazarlara ulaşmaktır.Biz de bunu öneriyoruz.Arkhe Yayınları’nın yazarlarıyla iletişime geçin.* Teliflerini düzenli alıp almadıklarını sorun.* Güvence bedeli iadesi alan yazarlarımız olup olmadığını sorun.* Yayın sürecini nasıl deneyimlediklerini sorun.* Verilen sözlerin yerine getirilip getirilmediğini sorun.Çünkü yayıncılıkta en güvenilir referans, reklamlar veya iddialar değil; o süreci bizzat yaşamış yazarlardır.Bir yayınevinin vaatlerinin gerçek olup olmadığını anlamanın en sağlıklı yolu, geçmişte o yayıneviyle çalışmış kişilerin deneyimlerini dinlemektir.Biz, iddialarımızın doğruluğunu anlatmak yerine, bunu yazarlarımızın anlatmasını daha doğru buluyoruz. Bu nedenle, karar vermeden önce Arkhe Yayınları’nın yazarlarıyla iletişime geçmenizi özellikle tavsiye ediyoruz.Çünkü bir yayınevinin en güçlü referansı, hazırladığı broşürler değil; arkasında memnuniyetle duran yazarlarıdır.
İddia:“Bu yayınevinin çok fazla takipçisi var. Kitabınızın satışı için bu büyük bir avantaj sağlar.”Gerçek:Bir yayınevinin yüksek takipçi sayısına sahip olması, tek başına kitabınızın daha fazla satacağı anlamına gelmez.Sosyal medyada takipçi satın almak veya bot hesaplarla takipçi sayısını artırmak maalesef mümkündür. Bu nedenle yalnızca takipçi sayısına bakarak bir yayınevinin tanıtım gücünü değerlendirmek doğru değildir.Yazarın dikkat etmesi gereken asıl konu, yayınevinin sahip olduğu takipçi sayısı değil; yazara sağlayabildiği görünürlüktür.Şu sorular çok daha değerlidir:* Kitabınız için nasıl bir reklam stratejisi uygulanacak?* Reklam bütçesi ve kapsamı nedir?* Daha önce yapılan kampanyalar ne kadar görüntülenme aldı?* Kitaplara özel içerikler üretiliyor mu?* Yazarın bilinirliğini artırmaya yönelik çalışmalar yapılıyor mu?Çünkü önemli olan, yayınevinin bugün kaç takipçisi olduğu değil; sizin kitabınızı kaç kişiye ulaştırabildiği ve sizi kaç yeni okurla buluşturabildiğidir.Bir yayınevini değerlendirirken yalnızca sosyal medya profilindeki rakamlara değil, o rakamların gerçek etkileşime ve somut tanıtım çalışmalarına dönüşüp dönüşmediğine bakılmalıdır.Unutulmamalıdır ki iyi bir yayınevi, sadece kendi hesabını büyütmez; yazarını da büyütmeye çalışır. Bu nedenle karar verirken takipçi sayısından çok, yayınevinin yazara sağlayacağı reklam desteğini, görünürlüğü ve tanıtım stratejisini sorgulamak çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
İddia:“Eserinizi çok beğendik.”Gerçek:Bir eserin gerçekten beğenilip beğenilmediğini anlamanın yolu, söylenen cümlelerden değil; yayınevinin değerlendirme sürecinden geçer.Bazı yayın modellerinde, başvuran neredeyse her yazara benzer övgüler yöneltilebildiği görülebilir. Bu nedenle tek başına “Eserinizi çok beğendik.” cümlesi, eserin editöryal açıdan gerçekten değerlendirildiğini göstermez.Yazarın şu soruları sorması gerekir:* Eserim hangi ölçütlere göre değerlendirildi?* Güçlü ve zayıf yönleri bana açıklandı mı?* Gerekirse yayımlanmayabileceği de söylenebiliyor mu?* Yoksa her başvuruya benzer geri dönüşler mi yapılıyor?Çünkü gerçekten seçici çalışan bir yayınevi, her dosyayı yayımlamak zorunda değildir. Gerektiğinde bir eseri reddedebilmeli, geliştirilmesini önerebilmeli ve bunu gerekçeleriyle açıklayabilmelidir.Bizce bir yayınevini güvenilir yapan şey, her dosyaya “Harika olmuş.” demesi değil; gerektiğinde “Henüz yayıma hazır değil.” diyebilme cesaretini göstermesidir.Bir eserin değeri, övgü dolu cümlelerle değil; şeffaf, objektif ve editöryal ölçütlere dayanan bir değerlendirme süreciyle ortaya çıkar.
bottom of page
.png)